Yükleniyor…
Yükleniyor…
Makale · EN
Esat Sabırlı
Bu makale, İslam ilim ve düşünce geleneğinde akılcı söylemin temsilcileri olarak bilinen Mu‘tezile’nin Kur’ân yorumuna İmam Mâtürîdî’nin (öl. 333/944) Te’vîlâtü’l-Kur’ân isimli tefsirinde yönelttiği eleştirilerin hangi gerekçelere dayandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bilindiği gibi Mu‘tezile’nin tefsir anlayışının şekillenmesinde; tevhid, adalet, va‘d-va‘îd, el-menzile beyne’l-menzileteyn ve emr-i bi’l-ma‘rûf nehy-i ‘ani’l-münker prensiplerinden oluşan usûl-i hamsenin aslı/esası mahiyetindeki tevhid ve adalet ilkeleri son derce önemli rol oynamıştır. İmam Mâtürîdî’nin Te’vîlâtü’l-Kur’ân isimli tefsirinde Mu‘tezile’ye yönelttiği eleştirilerin çok büyük bir kısmı bu ilkelerle irtibatlı olan konulara yöneliktir. Çalışmamızın merkezi ilgisi İmam Mâtürîdî’nin, Mu‘tezile’nin temel ilkelerine yönelik eleştirilerinden ziyade bu eleştirilerin gerekçelerini tespit etmeye odaklandığından, onun tüm eleştirileri bahse konu edilmeyecek, maksadı ifadeye yetecek ölçüde örnek zikretmekle yetinilecektir. İmam Mâtürîdî’nin Mu‘tezile’ye yönelttiği eleştiriler, bazı akademik çalışmalara konu olmakla birlikte tespit edebildiğimiz kadarıyla bu eleştirlerin dayandığı gerekçeleri derli toplu bir şekilde ele alan herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Nitel araştırmalarda sıkça başvurulan yöntemlerden birisi olan döküman analizi metodunun kullanıldığı çalışmada öncelikle İmam Mâtürîdî’nin Mu‘tezile algısına dair giriş mahiyetindeki bilgilere yer verilmiş ardından onun Mu‘tezile’ye yönelttiği eleştirilerin “Bağlamı Göz Önünde Bulundurmama”, “Daraltıcı Yorum”, “Zahirî Okuma”, “Dilsel Gerekçeler”, “Nassa Aykırı Yorum”, “Mezhebî Ön Kabulleri Esas Alma” gibi gerekçelere dayandığı tespit edilmiştir. Mu‘tezile âlimleri, İslam dışı çevreler tarafından Kur’ân’ın ilâhîlik vasfına gölge düşürmek amacıyla seslendirilen eleştirilere mukabelede bulunma hususunda son derece önemli bir misyon üstlenmiştir. Kur’ân’ı dışarıya karşı savunmak amacıyla üstlenilen bu misyon, Mu‘tezile’yi, entelektüel ilgi alanlarını felsefeyi de içine alacak şekilde genişletmeye sevk etmiştir. Bu durum, Mu‘tezilî düşünce sistemini felsefî düşüncenin etkisine açık hale getirmiştir. Nitekim Mu‘tezile, bu süreçte antik Yunan’dan intikal eden felsefî mirasa yakın ilgi duymuş ve bu ilgi, Mu‘tezile’nin mümeyyiz vasfı konumunda bulunan i‘tizâlî akılcılığın felsefî akılcılıktan izler taşımasını beraberinde getirmiştir. Söz konusu etkilenme, Mu‘tezile’nin din anlayışının temelini teşkil eden usûl-i hamsenin muhtevasına da yansımıştır. Esasen usûl-i hamse, Müslümanların çözüm arayışlarına katkı sağlamak isteyen bir kelâm mezhebinin; dînî, siyasî ve ahlakî alandaki entelektüel çabalarının toplamından oluşan ilkeler bütünüdür. Bu yönüyle Mu‘tezile’deki dînî duyarlılığın bir ifadesi olarak değerlendirilebilecek olan söz konusu ilkeler, aynı zamanda Kur’ân’ı doğru anlamanın ön koşulu olarak görülmüştür. Dahası bu ilkeler, bir kimsenin Mu‘tezile mezhebine mensup olduğunu belgeleyen bir gösterge olarak kabul edilmiş ve s