النص التركي
Ancak kelâmcılar, söz konusu yaratma çerçevesini bir anlamda daraltarak, “sonradan meydana gelen-ezelden beri mevcut olan” ayırımını, yani hâdis-kadim ayırımını gündeme getirmişler ve desteklemişlerdir. İlk dönem kelâmının, bu hâdis-kadim ayırımını bir varlık perspektifi haline getirdiği ve ısrarcı bir şekilde savunduğu gözlemlenebilir.9 Hatta bu öyle bir raddeye gelmiştir ki, 7 Râzî, er-Riyâzü’l-mûnika, s. 128-129; krş. Cüveynî, eş-Şâmil, s. 34 vd. 8 Bk. Râzî, el-Metâlibü’l-âliye, IV, 29. Bu konuda İbn Rüşd de tıpkı Râzî gibi düşünmektedir; bk. İbn Rüşd, Felsefe-Din İlişkileri, s. 100. 9 Özellikle hicrî II. ve III. yüzyıldan itibaren bu anlayışı net bir şekilde ortaya koyan birçok klasik