Sadrüşşerîa'nın Osmanlı kelâmına etkisi: Hüsün-Kubuh meselesi
Fatıma Sümeyye Kılaç
Abstract
İyi ve kötünün mahiyeti ile fiillerimizin ahlakiliğine ilişkin tartışmalar, insanlık tarihi kadar eskidir. Kelâm ve usulün ortak meselelerinden biri olan hüsün-kubuh, bu tartışmalara bilgi-varlık-değer perspektifinden çözüm üreten, sistematik ve tutarlı bir teoridir. Hanefî-Mâtürîdî geleneğin önemli temsilcilerinden Sadrüşşerîa'nın hüsün-kubuh anlayışı pek çok problemle bağlantılı olması bir yana özellikle bilgi ve değer ekseninde işlenmiştir. Onun yorumu, "bazı şeylerin" hasen ve kabihliğinin aklen bilinmesi tezi ile dinin; insanın fiillerinde bir tür ihtiyara sahip olduğu ve dolayısıyla eylemlerin hasen ve kabih olarak değerlendirilebileceği tezi ile de teklifin temellendirilmesini makul bir seviyede açıklama imkânı sunar. Bu çalışmanın amacı, Sadrüşşerîa'nın hüsün-kubuh fiil ilişkisi bağlamında Eş'arîlere; hüsün-kubuh akıl ilişkisi bağlamında Mu'tezile'ye yönelttiği eleştiriler neticesinde ortaya koyduğu yorum ve sentezin, 18. yüzyıl Osmanlı kelâmı için belirleyici olduğunu göstermektir. Özellikle el-mukaddimâtü'l-erbaʿa haşiyeleri, irâde-i cüz'iyye, hüsün-kubuh ve ihtilaf risaleleri bu etkiyi takip edebileceğimiz en önemli metinlerdir. Mâtürîdîlik vurgusunun artmaya başladığı bu yüzyılda, Sadrüşşerîa'nın insan fiillerini temellendirmek üzere kabul ettiği hâl görüşü kasd, tercih, ihtiyar, kesb ve nihayet irâde-i cüz'iyyenin ontolojik statüsünü açıklamak için vazgeçilmez bir teori haline gelmiş ve tecrübenin elde edildiği zaman dilimi kaydıyla marifetullahın akılla vacip olduğu ikrar edilmiştir. Mâtürîdî ekolünün diğer mezheplerden ayrışan yönlerini vurgulamak isteyen kelâmcılar için hüsün-kubuh meselesi kilit bir rol oynamış ve bu konuda başvurdukları en önemli isim Sadrüşşerîa olmuştur.