RESMİ DİNSEL BÜROKRASİNİN TEMSİLCİSİ OLARAK DİYANET VE ALEVİLİK
Yrd.Doç.Dr. M. Cengiz Yildiz
Authors
Yrd.Doç.Dr. M. Cengiz Yildiz
Abstract
Yrd.Doç.Dr.M.Cengiz YILDIZ[*] Dinsel bürokrasi, "din ve dinsel grupların bürokratik yöntemlerle örgütlenmelerinden doğan yapı"[1] biçiminde tanımlanabilir. Dinsel bürokrasi kavramından; resmi ve resmi olmayan dinsel yapılanmalar anlaşılabilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de, Diyanet İşleri Başkanlığı biçiminde şekillenen dinsel bürokratik örgütlenmede, Alevilik ve Alevilerin konumu ile ilgili tartışmalara ve yapılan araştırma sonuçlarına yer verilmeye çalışılacaktır. 3 Mart 1924 tarihinde, Cumhuriyet döneminin din-devlet ilişkilerini belirleyen önemli birtakım kararlar alınmıştır. Bunlardan birisi de, din işlerinin yürütülmesi için bir teşkilat ve vakıfların yönetimi için bir müdürlüğün kurulmasını öngören 429 sayılı kanundur. 429 sayılı kanun, "Türkiye Cumhuriyeti'nde muamelât-ı nâsa dair olan ahkâmın teşri ve infazı Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun teşkil ettiği Hükûmete ait olup, dini mübîni İslam'ın bundan maada itikadat ve ibadata dair bütün ahkamın ve mesalihinin tedviri ve müessesatı diniyenin idaresi için Cumhuriyetin makarrında bir (Diyanet İşleri Reisliği) makamı tesis edilmiştir" şeklindedir. Aynı kanunun 3. maddesi ise; "Diyanet İşleri Reisi, Başvekil'in inhası üzerine Reisicumhur tarafından nasbolunur" denilerek tayin şekli konusunda açıklayıcı bilgi verilmiştir[2]. Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatıyla ilgili yeni birtakım düzenlemeleri içeren tasarı, 15 Ağustos 1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 633 sayılı, Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un dayandığı temel ilkeler; genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görev ve yetkilerini belirleme ve Başkanlığın mevzuatını ve ihtiyaçlarını tek bir kanunda toplama şeklindedir. Din işleri görevlilerinin, bilgi seviyelerinin arttırılması, hurafe ve taassubun ortadan kaldırılıp, halkın dinsel inançlarında birlik sağlamak hedefler arasında yer almaktadır[3]. 633 sayılı kanunun 1. maddesinde, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevleri, "İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek ve din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek"[4] olarak belirlenmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın en son teşkilat yapısı, 18.07.1984 tarih ve 190 sayılı kanun hükmünde kararname ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'a göre düzenlenmiştir[5]. 1982 Anayasası'nda, kurumun mevcut yapısı korunurken, görevleri arasına "laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasal görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç" edinme ile ilgili madde de eklenmiştir[6]. Diyanet İşleri Başkanlığı, kurulduğundan bu yana, birçok tartışmanın merkezinde yer almıştır. Bu tartışmaların çoğu, Başkanlığın yapısı, işleyişi ve fonksiyonları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın konumu ile ilgili mevcut önerilerden birincisi, dinsel örgütlenmenin sivil bir şekilde yapılanması biçimindedir. İkincisi, din işlerinin devletin gözetimi altında yapılması ve üçüncüsü ise, devlet içinde yapılanmakla birlikte, özerk bir konum verilmesi şeklindedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, farklı dinsel oluşumları dikkate almak suretiyle hizmet vermesi gerektiği biçimindeki eleştiriler de her zaman olagelmiştir. Farklı tarikatlara, cemaatlere ve dinsel anlayışlara mensup olanlar tarafından bu istekler bazı dönemlerde dile getirilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın; mezhepler, tarikatlar, cemaatler üstü bir yapıda kurulmuş olması yanında, farklı dinsel anlayışlara mensup olanlara da hizmet götürmeyi amaçladığı yetkililerce her ortamda dile getirilmektedir. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz, 24.05.1993 tarihli basın toplantısında, Başkanlığın, "ülkemiz Müslüman halkını bütünü ile kucaklayan Anayasal bir kuruluş" olduğunu ifade etmektedir. Yine, aynı basın toplantısında, "günümüz Türkiye'sinde Sünni-Alevi ayırımı diye ciddi bir problem yoktur" ve "bugün vatandaşlarımızın %98-99'u Müslümandır" biçiminde açıklamalar yapmıştır[7]. Din görevlileri üzerine yapılan bir araştırmada, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın işleyişi ve fonksiyonlarıyla ilgili görüşler aşağıdaki gibi çıkmıştır[8]: Anket uygulanan ve enformel görüşme gerçekleştirilen bazı müftüler, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, mezhep temelli birtakım uygulamaları bulunduğunu ve bu yönüyle de Türk insanının bir kısmına hitap etmekten uzak politikalar geliştirmiş olduğunu ifade etmişlerdir. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, bazı mezheplere karşı "kayıtsız" kaldığı vurgulanmaktadır. Başkanlığın, amelde Hanefi ve itikatta Maturidi mezhebine mensup olanlara hitap ettiği, özellikle belirtilmiştir. Yine, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı, Alevilerle ilgili ciddi bir programının ol