Түрк тилиндеги текст
nirken, itikādî boyutunda ise ağırlıklı olarak Ebû Hanîfe’nin el-Fıḳhü’l-ekber’i, Necmüddîn en-Nesefî’nin Aḳā’id’i, Sirâcüddîn el-Ûşî’nin el-Emālī’si ve bunlar üzerine kaleme alınan şerhler yer almıştır. Sorun şudur: el-Fıḳhu’l-ekber, Mâtürîdî olarak vasıflandırılabilecek bir eser midir? Ya da Nesefî’nin Aḳā’id’i gibi metinler Mâtürîdî akīdesi olarak mı yoksa Hanefî akīdesi olarak mı adlandırılmayı hak eden metinlerdir. Aslında buradaki sıkıntı; Hanefî geleneği, kelamî bir anlam atfedilen ve çoğu kez de Mâtürîdî ve Ebü’l-Muîn en-Nesefî üzerinden içeriklendirilen Mâtürîdîlik kavramı üzerinden yeni baştan bir okumaya tabi tutmaktan kaynaklanmaktadır. Böyle bir okumada Ebû Mansûr el-Mâtürîdî sö