Türk dilindäki tekst
henüz mahlûkat yokken de hâlik sıfatına sahiptir”.10 Ebu’l-Muîn en-Nesefî, devamında Horasan ve Maverâünnehir bölgelerinde usul ve füruda Ebû Hanîfe’nin fikirlerinin takip edildiğini ve başından beri de tekvîn sıfatının ezelî bir sıfat olarak benimsendiğini aktararak İmam Mâturîdî’ye kadar bu isimleri bir silsile halinde sıralamaktadır.11 Onun Mâturîdî’den önceki bu isimleri zikretmesinin nedeni tekvînin ezelî bir sıfat olduğu fikrinin, sonraki Hanefîler tarafından ortaya atılmadığını, aksine Ebû Hanîfe’ye dolayısıyla selefe dayandığını ispat etmektir. Nesefî’nin bu temellendirmeden sonra bütün bu isimlerin Ebu’l-Hasan el-Eş‘arî (ö. 324/936)’den önce yaşadıklarını ifade etmesi12 söz konusu