Türk dilindäki tekst
ara düşmeyen ve amelide önemsizleştirmeyen bir “mürciî anlayış“ olduğunu gösterecektir.27 Aynı şekilde coğrafyacı Makdisî el-Beşşârî, onların Hanefî mezhebine bağlı oldukları tespitini yapar.28 Bu anlayış Ali sevgisini abartanlara da Muâviye düşmanlığını abartanlara da karşı olmuştur. Makdisî de şöyle diyor: Şayet birisi çıkarda, Büyâr’da mübtedi (bidatçi-sapkın) yoktur diyorsun, sonrada orada Kerrâmiye yaygın diyorsun derse, biz ona, „Kerrâmiye zühd ve taabbüd ehlidirler, dayanakları Ebû Hanîfe’dir. Zira kim Ebû Hanîfe’ye, Mâlik’e, Şâfiî’ye veya Ehl-i Hadis’e dönüyor, ileri gitmiyor Muâviye sevgisinde aşırıya kaçmıyorsa, (!) Allah’ı yaratılmışların sıfatlarıyla sıfatlandırıp O’nu kullarına