Türk dilindäki Tekst
Ebû Caʿfer et-Tahâvî (ö. 321/933), Hanefî kelâm geleneğinin önde gelen temsilcilerinden biri olarak *el-ʿAkīdetü't-Tahâviyye* adlı muhtasar ama son derece etkili risâlesini kaleme almıştır. M. M. Sharif editörlüğündeki *A History of Muslim Philosophy* (1963), Tahâvî'nin teolojisini "Tahâvizm" başlığı altında inceleyerek onun Mâtürîdî ile arasındaki ortak ve farklı noktaları sistemli biçimde ortaya koymaktadır.
**İman tanımı:** İmam Ebû Hanîfe imana üç unsur atfetmiştir: bilgi (maʿrife), tasdîk ve ikrar. Mâtürîdî bu çizgide ilerleyerek bilgiyi imanın temeli kabul etmiş, ikrarı ise bir iç imanın dışa yansıması (ʿalâme) olarak değerlendirmiştir. Tahâvî ise imandan bilgiyi çıkararak onu "kalple tasdîk ve dille ikrar" şeklinde tanımlamıştır. Sharif'e göre Tahâvî bu tutumla imanı epistemolojik bir temele oturtmaktan kaçınmakta; akılcı tartışmadan uzak, gelenekçi bir duruş sergilemektedir. Onun sistemi "dogmatik", Mâtürîdî'ninki ise "eleştirel" olarak nitelendirilmektedir; her ikisi de aynı Hanefî okula mensup olmakla birlikte yöntem ve eğilim bakımından belirgin biçimde ayrışmaktadır.
**Ahl el-kıble kavramı:** Tahâvî, "mümin" ve "Müslüman" yerine "ahl el-kıble" ifadesini tercih etmiştir. Sharif bu tercihi, o güne kadar süregelen kelâmî tartışmaları aşmak ve İslâm toplumunun sınırlarını pratik bir perspektifle daha geniş tutmak isteğine bağlamaktadır. Tahâvî'nin formülasyonuna göre kıble ehlinden hiçbir kimse, büyük günah işlediği için iman dairesinden çıkarılamaz; ancak o günahı mübah saymadığı sürece.
**Büyük günah ve şefaat:** Tahâvî, büyük günah işleyerek tevbesiz ölen kimsenin ebedî cehennemde kalmayacağını savunmaktadır; şefaat ve ilâhî rahmet onun kurtuluşuna vesile olabilir. Bu görüş, Hâricî ve Muʿtezilî "tehdit" (vaʿîd) anlayışının ve Mürciî "vaat" (vaʿd) aşırılığının ortasında bir denge çizgisi olarak sunulmaktadır; Tahâvî'nin sözleriyle: "Kıble ehlinden hiçbirini büyük günah sebebiyle tekfir etmeyiz... ümidi de tamamen kesmeyiz."
Iňlis dilindäki Tekst
Abū Jaʿfar al-Ṭaḥāwī (d. 321/933), a leading representative of the Ḥanafite kalām tradition, composed the *al-ʿAqīdat al-Ṭaḥāwiyyah* — a brief but enormously influential creed. The chapter "Tahawism" in M. M. Sharif's *A History of Muslim Philosophy* (1963) analyses al-Ṭaḥāwī's theology comparatively with al-Māturīdī.
**Definition of faith:** Imam Abū Ḥanīfa ascribed three elements to faith: knowledge (maʿrifah), belief (taṣdīq), and confession (iqrār). Al-Māturīdī continued this line, treating knowledge as the cognitive basis of faith and confession as merely an external indicator (ʿalāmah) of inner belief. Al-Ṭaḥāwī, however, removed knowledge from his definition, holding that faith consists in "believing by the heart and confessing by the tongue." According to Sharif, this move reflects al-Ṭaḥāwī's traditionalist refusal to ground faith in philosophical reasoning. His system is therefore characterized as "dogmatic," while al-Māturīdī's is "critical" — both belong to the same Ḥanafite school but diverge sharply in method and orientation.
**The concept of ahl al-qiblah:** Al-Ṭaḥāwī substitutes the phrase *ahl al-qiblah* for *muʾmin* and *Muslim*, a move Sharif explains as an effort to sidestep ongoing theological controversy and to widen the boundaries of the Muslim community in a practically oriented way. In al-Ṭaḥāwī's formulation, no member of the ahl al-qiblah may be expelled from the community of faith on account of a sin, as long as he does not declare that sin lawful.
**Major sins and intercession:** Al-Ṭaḥāwī maintains that a believer guilty of mortal sins who dies unrepentant will not remain in hell forever; divine mercy and the intercession of the righteous may secure his deliverance. This position marks a middle path between the Khārijite-Muʿtazilite emphasis on threats (*waʿīd*) and the Murjiʾite emphasis on promise (*waʿd*): "We do not declare anyone of the people of Qiblah an infidel on account of a sin... nor do we drive them into despair."