Turk tilidagi matn
ynından başkası değildir”, diye düşünen Gelenbevî’nin sahiplendiği vahdet-i vücûd hakkında getirdiği bütün delillerin ötesinde vardığı son nokta; bunun keşfî bir hal, müşahedeye dayanan bir yüksek idrak olduğudur. İrfân mesleği de denilen bu inancın, filozof sûfî Muhyiddin b. Arabî’nin sistemleştirdiği vahdet-i vücûd (varlığın birliği) nazariyesi olduğu ortadadır. Kuşkusuz düşünce tarihinin en önemli tartışmalarından biri varlık nazariyesi üzerinde olmuştur. Varlık hakkında ilk dönemlerden itibaren bütün düşünürler fikir yürüttükleri gibi İslam düşünce tarihinde müslüman filozoflar, kelamcılar ve sûfîler de bu konuyu tartışmışlardır. Filozof ve kelamcılar, bu tartışmalarda akıl ve MÂTÜRÎDÎ