Yükleniyor…
Yükleniyor…
Makale · TR
Mehmet Kalaycı
Mâtürîdîlik bir Osmanlı kimliğidir ve bu kimlik zannedildiği gibi son dönemle de sınırlı değildir; bütün bir Osmanlı tarihi boyunca biçimsel olarak varlığını korumuştur. Bununla birlikte Mâtürîdîliğin ilişkilendirildiği veya konumlandırıldığı bağlam zaman içerisinde farklılaşmıştır. Eklektik düşünme biçiminin hâkim olduğu ilk dönemde Mâtürîdîlik, ağırlıklı olarak zahid kimliği belirgin fakihlerde kısmen de Yesevîliğin uzantısı mahiyetindeki tasavvufî eğilimlerde itikādî bir muhtevada görünür haldedir. Mâtürîdîlik, felsefî kelamın hâkim olduğu Sultan II. Mehmed ve sonrası süreçte nispeten edilgen konumdadır ve Eş‘arîliğe karşı bir mevzi arayışındadır. II. Mehmed’le birlikte başlayan ve bilginin küresel dolaşımına entegre olma çabası ihtiva eden Razici yeni ilim paradigması Mâtürîdîliğin görünürlüğünü belli ölçüde engellemiştir. Maturidilik bu süreçte Sultan II. Mehmed tarafından bizzat himaye edilen mukaddimât-ı erbaa tartışmalarında kayda değer ölçüde karşılık bulmuştur. Felsefi-kelam çizgisi, tam meyvelerini verme aşamasındayken Safevîlerle yaşanan mücadele nedeniyle sekteye uğramıştır. Bu mücadelenin aynı zamanda Şiîlikle de bir mücadeleye dönüşmesi (ya da dönüştürülmesi) Osmanlı dinî düşüncesinde bir daralmayı beraberinde getirmiştir. Böyle bir bağlamda bir reddiye mantığı üzerinden Râfızîlik üst başlığı altında Şiîliğe ve tüm varyantlarına hücum edilmiştir. Fakat bu reddiyeci tutum Safevîlere fırlatılan bir bumerang işlevi görmüş, zamanla geri gelmiş ve Osmanlı’nın Erdebil Tekkesi’nin Şiîleşmeden önceki çizgisine yakın duran kendi sufilerini vurmuştur. Hanefî fetva literatürü bu reddiyelerde yoğun olarak kullanılmıştır. Bu ise önce Hanefi ardından da Maturidi kimliği ön plana çıkarmıştır. Osmanlı döneminde Mâtürîdîlik vurgusu ve bunu besleyen siyasî ve fikrî unsurlar tahlil edilecektir.
Erel, Sami Turan
2017
Cemil Çiçek