Türkcə Mətn
idü’n-Nesefî adlı risalesinde geçen Ehlü’l-hak ifadesini Sofastaiyya’ya (sofistler) mukabil varlığın hakikatini savunanlar anlamında kullandığı,1 daha sonra Sa’düddîn Taftazânî (öl. 792/1390) gibi şârihlerin bu anlamı yorumlarıyla teyit ettikleri kaynaklarda belirtilmektedir.2 Bununla birlikte Ömer Nesefî’nin akâid risalesinin yazıldığı dönemin koşulları dikkate alındığında Ehlü’l-hak kavramının bütün Müslümanlar tarafından bu anlamda kullanılmadığı, Müteâhhirîn dönemde inşa edilmiş epistemolojik bir anlamın akâid risalelerine yerleştirilmeye çalışıldığı, sonraki dönemlerde bu risale üzerine yazılan şerh ve haşiyelerde söz konusu inşanın desteklendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca “vakıaya mutabık