Türkcə Mətn
صدَعْ مِبَا تُ ْؤَم ُر َوأَعْرم ْ َ ”فve “ي َ ض َعنم ال ُْمشْ رمك َ ريتَكَ اْلَق َْربم َ ” َوأَنْذ ْر َعشşeklinde âyetlerle dâvetle ve dâveti ilan etmekle mükellef tutulduğu ifade edilmektedir.16 Yani bu haberde Rasûlüllah, sanki daha önceden dâvetle mükellef değildi de bu âyetlerle sorumlu tutulduğu ifade edilmektedir. Lakin nasıl ki daha önceden bir nas olmamasına rağmen Mus’ab b. Umeyr, Hz. Peygamber’den Cuma namazı kıldırmak için izin istedi ise aynı şekilde Hz. Peygamber de dâvete başlamış olabilir. Zira Hz. Muhammed’in bulunduğu coğrafya, haddi zatında peygamberler diyarı olmasından dolayı onlardan tevarüs eden bir uygulama şeklinde de başlamış olması muhtemeldir. Lakin bun