Türkcə Mətn
ma, inanç sistemlerini ortaya koyma ve savunma amaçlarından neşet ederek muhtevasını ve yöntemini belirlemiş; akıl-nakil tartışmalarının sertleştiği hicrî III. asır sonrasında ise Eski Yunan felsefî ve Yahudi-Hristiyan dinî-felsefî literatürünün etkisine maruz kalmıştır (Topaloğlu, 1989, 487; Tunagöz, 2013, 584; Tunçbilek, 2001, 70). İslâm düşüncesinde ilâhî sıfatları anlama ve yorumlamanın üç şekilde cereyan ettiği görülmektedir. Bunlardan ilki, naslarda geçen sıfatları, teşbih ve tevilde bulunmaksızın Allah’ın ilmine havale eden selefi ‘tefvîz metodu’dur (Şehristânî, 1990, 104). Bu görüşün önemli temsilcileri arasında Ebû ‘Amr el-Evzâ'î (ö. H.157), Sufyân es -Sevrî (ö. H.161), Mâlik b. Ene