EHL-İ SÜNNET VE MU’TEZİLE’YE GÖRE KABİR AZABI
Ekrem Uysal
Müəlliflər
Ekrem Uysal
ORCID: 0000-0002-2650-8190Yükleniyor…
Ekrem Uysal
Ekrem Uysal
ORCID: 0000-0002-2650-8190Kabir hayatı insanların ölümünden sonradünya ve ahiret âlemi arasında geçici bir süre devam ettirdikleri devre olup“kabir hayatı” veya “berzah âlemi” şeklinde isimlendirilmiştir. Kur’an-ıKerim’de hem kabir hem de berzah kelimesi kullanılmıştır. Bununla birlikte kişinin kabir hayatı yaşaması için mutlaka bir mezarakonulması şart olmayıp hangi şekilde olursa olsun kişi bu evreden geçecektir.Bu esnada vücudun bütün uzuvlarının canlı ve sağlam olması gerekmediği gibivücudu parçalanmış, yanmış, havaya karışmış, küllere dönmüş, vahşi hayvanlarayem olmuş kişiler dahi ya azab görecek ya da nimete nail olacaklardır. Asıltartışılan konu kabir azabının varlığı değil nasıl olduğu ile ilgilidir. Birkısım alimler kabir azabının bedenen olacağını iddia ederken diğer bir kısmıbunun sadece ruhen olması gerektiğini söylemişlerdir. Bunun yanında kabirazabının hem bedenen hem de ruhen olacağını öne sürenler de olmuştur. Buradaazab veya nimetin bedene mi yoksa nefse mi yönelik olacağı sorusu asıl meseleyioluşturmaktadır. Zira Ehl-i Sünnetin çoğunluğu kabir azabının hem beden hem deruh ile olacağını belirtirken, Selefiyyenin bir kısmı bunun sadece bedenleolduğunu, İbn Hazm ve İbn Kayyım gibi kişilerin oluşturduğu diğer bir kısım isebu azabın sadece ruha yönelik olduğunu iddia etmişlerdir. Mu’tezile’denZemahşerî ve Dırar b. Amr’a göre ise kabir azabı zaten yoktur. Neticede kimi âlimlere göre Yüce Allah kabirdeki sorgunun bitimine kadar kişiyidiriltir, sonra da vücudunun bütün azalarına azap ya da nimeti tattırır. Diğerlerinegöre ise bütün bunlar nefs-i natıkaya yönelik olacaktır. Bu sorun mezheplerarasında da tartışma konusu olmuş, deliller öne sürülmüş ve kanaatler ortayakonulmuştur. Bu makalemizde Eş’arî, Maturidî ve Mu’tezile arasındaki fikirfarklılığını ortaya koyup delilleri değerlendirmeye çalışacağız.