Thesis · TR
Mâtürîdî'ye göre Allah'ın varlığını aklen bilmenin imkânı
Fatma Aygün
- Year of Composition
- 2014
- Volume
- 1
- Language
- TR
- Type
- Thesis
Introduction
Allah'ın varlığını aklen bilmenin imkânı meselesi tarih boyunca felsefî ve teolojik tartışmaların en önemli konularından birisi olmuştur. Bu mesele Ebû Hanîfe geleneğinin en güçlü siması ve Ehl-i Sünnet kelâmının kuruluşunda en büyük paya sahip olan Mâtürîdî (333/ 944) tarafından da ele alınmıştır. Eşyanın gerçekliği vardır şeklindeki ilkeyi düşünce sisteminin temeline yerleştiren Mâtürîdî, "kadîm-hâdis varlık" (Allah-âlem) ayrımına dayanarak hâdis âlemin, yaratıcısı olan Allah'a (kadîme) delalet ettiğinden, bu delaletin ise iki farklı alanı ontolojik olarak eşitleme anlamına gelmediğinden söz etmiş, hudûsa delâlet eden özellikleri Allah'tan olumsuzlamıştır. İstidlâl bi'ş-şâhid ale'l-gâib yöntemini kullanan Mâtürîdî metafizik bilginin imkânının aklın istidlâlinden geçtiğini belirtmiş, şahitteki bir hüküm sebebiyle şâhid ile gâib arasında ilişki kurulabileceğini düşünmüştür. O, nesnelerin sonradanlığının (hudûs) gerektirdiği bir fâil neden düşüncesinden bir ilk fail düşüncesine ulaşmış, kötülük (şer) olarak gördüğümüz şeyler dahil var olan tüm şeylerin hikmetin bir tezahürü olarak ortaya çıktığından bahsetmiştir. Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh ve her türlü kemâlle muttasıf bir varlık olduğunu belirten Mâtürîdî, insanlar için kullanılabilen birtakım pozitif niteliklerin mecaza başvurmadan, benzeşmeye yol açmadan Allah için kullanılabileceğini savunmuştur. Mâtürîdî, insanın bilen (rasyonel) bir varlık oluşundan hareketle Yaratıcı'nın varlığına inanmasının haklı ve mâkul sebeplere dayandığını savunmuş, hadesü'l-ayân dediği hudûs delilini, hikmet ve tedbîr kavramlarını kullandığı gâye ve nizâm delilini, hilkat terimiyle ilişkilendirdiği fıtrat (yaratılıştan doğruyu bulmaya elverişli kabiliyetler) delilini kullanmıştır. Böylece biz bir bütün olarak evrenin ve hayatın anlamını, değerini yorumlamada -Mâtürîdî'nin düşünce sisteminde de yer alan- kozmolojik, teleolojik ve insanın yapısından hareket eden fıtrat delillerinin agnostik ve ateistik izahlardan daha makûl ve daha başarılı bir açıklama getirdiği sonucuna ulaştık.