Yükleniyor…
Yükleniyor…
Tez · TR
Tarihselcilik düşüncesi, kendine özgü mensupları ve yöntemleri olan bir düşünce ekolü hâline gelmiş ve şer'î metinlere yaklaşımında farklı metodolojiler benimsemiştir. Bu çalışma, söz konusu düşünce ekolünün konularından biri olan, ahiret inancının bir parçası olan cennet meselesini ele almakta ve bu bağlamda Mâtürîdî'nin (öl. 333/944) Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eserinde yer alan cennet nimetlerini incelemektedir. Araştırmanın temel problemi, Kur'ân'da zikredilen nimetlerin mecazî/temsili mi yoksa hakikî/cismanî mi olduğu sorusuna odaklanmaktadır. Ayrıca, Mâtürîdî'nin cennetle ilgili âyetleri tarihselci bir bakış açısıyla mecazî şekilde yorumladığı iddialarının doğruluğu da tartışmaya açılmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Mâtürîdî'nin cennet âyetlerine dair yaklaşımını ortaya koymak; tarihselcilerin bu konudaki temelleri ve argümanlarını tespit ederek ilmî açıdan değerlendirmek ve Kur'ân'ın tarihsel yorumu düşüncesinin İslâm ilim geleneğinde köklü bir geçmişe sahip olup olmadığını belirlemektir. Bu amaçlara ulaşmak için araştırmada üç yöntem bir arada kullanılmıştır: tarihsel-betimleyici yöntem, tümevarımsal (istikrâî) yöntem ve analitik yöntem. Bu yöntemler çerçevesinde öncelikle müellifin biyografisine yer verilmiş, tefsirindeki yöntemi incelenmiş, tarihselci yaklaşımın metodolojik temelleri ve argumanları tartışılmıştır. Daha sonra cennetin kavramı ve nimetlerine dair âyetlerin tefsirinde Mâtürîdî'nin yorumları takip edilerek, onun bu âyetlerdeki maksadı açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, tarihselciliğin dayandığı temeller ve argulmanların, ciddi bir tenkit süzgecinden geçirildiğinde ilmî bakımdan geçerli ve sağlam olmadığı; bu yaklaşımın çoğu zaman, geçmişte reddedilmiş ve çürütülmüş şüphelerin yeniden gündeme getirilmesinden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, Kur'ân'daki cennet nimetlerinin hakikat dışı anlamlara çekilmesi hususunda Mâtürîdî'ye atfedilen yorumların hiçbir şekilde doğru olmadığı, onun tefsirinde bu yönde açık ya da zayıf ihtimale dayalı dahi olsa böyle bir yaklaşıma rastlanmadığı ve bu doğrultuda ne önceki ne de muasırı olan alimlerden böyle bir görüşü naklettiği sonucuna ulaşılmıştır.