Түрк тилиндеги текст
yüzyılın en önemli âlimi daha sonra bu geleneğe kendi adını da veren Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mansûr el-Mâturîdî (333/944)’dir. Hayat hikâyesinden tıpkı Ebû Hanîfe gibi zâhidane bir hayata sahip olduğu, resmi otoriteyle arasına mesafe koyduğu anlaşılmaktadır.34 Eserlerinde de bu zâhidane tavrın tezahürlerini görmek mümkündür. İmâm Mâturîdî keşf, ilham, sezgi ve kalbe doğmayı bilgi kaynağı olarak kabul etmez, bunun delili olarak dinler arasındaki tezat ve tenakuza işaret ederek, “Eğer ilham, ilahi kaynaklı olsaydı dinler ve mezhepler arasında çelişki ve tezat bulunmazdı.” der. Keşf ve ilhamı bilgi kaynağı olarak kabul edenleri eleştirir.35 Onun bazı sûfî eğilimli kişilerle tartıştığ