Türk dilindäki tekst
vesedir” görüşü, bu bakış açısının bir ürünüdür.3 İhvân-ı Safâ’nın kelâmcılara “Ağızları iyi laf yapan, kalpleri kör, hakikatler hakkında kuşkuya kapılan ve doğru yoldan sapan deccâller” ithamı da gerekçesi farklı olsa da aynı olumsuz bakışın bir ifadesidir.4 Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin (ö. 508/1115) gayretleriyle İmam Mâtürîdî’nin Ehl-i sünnet’in bir önderi olarak kabul edilmeye başlandığı bir dönemde ve bölgede yaşayan Zâhid es-Saffâr, kelâm ilmini eseri Telḫîṣü’ledille’de ayrıntılı şekilde savunur. Hanefîler’in baskın olduğu bir bölgede yaşayan Saffâr, kelâm ilmini neden savunma ihtiyacı duymuş olabilir? Bu soruya verilecek cevap, onun kelâm müdâfaası ile V. (XI.) ve VI. (XII.) yüzyıllarda b