Türk dilindäki tekst
ği ve din telakkisinde Ģu sorular hep tartıĢma konusu olmuĢtur: Ekonomik ve iktisadî kazanç (kesb), sûfî ya da tasavvufî dindarlık ile nasıl bağdaĢtırılabilir? Bu anlamda paranın ve sermayenin biriktirilmesi caiz midir? Allah‟a olan güven ve teslimiyet (tevekkül), insanı çalıĢmaktan engellemekte midir? Yahut da gönüllü fakirlik ve yoksulluk, çalıĢarak geçinmekten daha mı hayırlı ve bereketlidir? NiĢabur‟da, bu soruların cevaplarıyla ilgili geniĢ bir bilgi kirliliği meydana gelmiĢ ancak, ortaya konan cevaplardan hiç birisi, kendisi üzerinde herkesin ittifak ettiği bir uzlaĢıyı oluĢturamamıĢtır. Bu bağlamda derli toplu olması açısından bu konuya ilk eğilenlerin baĢında Hanefî âlimlerden Ebû „A