Türk dilindäki tekst
şları gibi son derece felsefî bir zeminde durmalarına ve aslında sonuçta aynı yöntemleri kullanmış olmalarına rağmen bu çalışmalarını, keşf, ilhâm ve müşahedelerine dayandırmışlardır. Ne var ki bilgi kaynağı olarak keşf ve ilhâmın son derece sübjektif ve sayesinde yapılan çıkarsamaların ise bir o kadar spekülatif olduğu aşikârdır. Öte yandan Gelenbevî, Enam 6/158. ayet hakkında yazdığı risâlede iman-amel ayrımı yapmaktadır. Bu konuda onun, bir Mu‘tezilî olan Zemahşerî’nin görüşünü reddettiği; buna mukabil Mâtürîdî görüşünü savunduğu görülmektedir. Gelenbevî, ayetin izahında ise Zemahşerî ve Beyzâvî’nin hadislere dayalı görüşünü tercih etmekte; İbn Kemalpaşa ve Ebussuud Efendi tarafından bağl