النص التركي
bulunmaktaydı.16 Tüm buraya kadar ifade ettiklerimizden de anlaşılacağı üzere imâmet ve Kureyşlilik meselesi dinî bir konu olmaktan ziyade siyasi-içtimai bir mahiyet arzettiği için İbn Haldûn (808/1406)’a gelene kadarki süreç içerisinde meydana gelen şartlar gereği farklı zaman ve bölgelerde değişik şekilde yorumlanabilmiştir. Zaten İbn Haldûn’a göre halifenin Kureyş’ten olmasının zorunluluğu Kadı Ebûbekir Bakıllanî (403/1012) tarafından da gerekli görülmemiştir. Zira ona göre kendi döneminde Kureyş’in bir gücü kalmamış ve Arap olmayanlar Kureyş üzerinde tahakküm eder duruma gelmişlerdi.17 Benzer görüşler sadece Bakıllanî ile sınırlı kalmayıp daha sonra farklı âlimler tarafından da paylaşılm