Türkcə Mətn
Ebu Hanife (ö. 150/767) el-Fıkhu’l-ekber’de; Mâtürîdî (ö. 333/944) Te’vîlât’ında zelle kavramını; Pezdevî (ö. 493/1099) Usûlu’d-dîn’inde peygamberlerin ismet konusunu ele alırken zellenin çoğulu “zellât” kelimesini; Alâeddin el-Üsmendî (ö. 552/1157) Lübâbü’l-kelâm adlı eserinde zellenin bir başka çoğulu ‘zelel’ kelimesini; Abdülaziz es-Semerkandî de (ö. 701/1301) el-Akîdetü’r-rükniyye’sinde “zelle” ve “zelel” kelimelerini doğrudan kullanmışlardır.1 el-Fıkhu’l-ekber şarihleri de dolayısıyla bu kavramı kullanıp üzerinde durmuşlardır. Bunun yanı sıra Zemahşerî (ö. 538/1144), Fahreddin erRazî (ö. 606/1211), Beydavî (ö. 685/1286), Ebu’l-Berekât en-Nesefî (ö. 701/1310), Hazin (ö. 741/1341) gibi