Türkcə Mətn
krâm, cûd, inâm, izzet ve azamet gibi ezelî sıfatların varlığını kabul etmekle birlikte bunları zâtî ve fiilî şeklinde ayırıma gitmemişlerdir (Şehristânî, 1942, s. 64). Ebu Hanife (ö. 150/767), Eşarî (ö. 324/935), Zeydî kelâmcı Hâdî İlelhak (ö. 298/911) ve Maturidî (ö. 333/944) gibi erken dönem bilginleri âlim, kadir ve hayy gibi sıfatları veya bunların kök manaları olan ilim, kudret ve hayat vb. sıfatları zâtî sıfat olarak nitelerler (Ebu Hanîfe, 2010, s. 5; Eşarî, 1954, II, s. 138, 228, 236; Hâdî İlelhak, 2002, s. 102, 133-134). Sonraki dönemlerde yine zâtî sıfat olarak nitelendirilmeye devam edilmekle birlikte (Sadûk, 1993, V, s. 27; Müfîd, 1992, s. 41; Kâdî Abdülcebbar, t.y., V, s. 257-2