Türkcə Mətn
Ubeyd (144/761), gibi daha sonra Mutezile mezhebine vücut verecek bir grup tarafından şiddetle reddedildi. Onlara göre hayır ve şerrin, imân ve küfrün, tâat ve masiyetin gerçek fâili kulun bizzat kendisidir.4 Allah’ın olayları takdiri; O’nun ilmi, iradesi ve kudreti ile yakından ilgili olduğundan kader meselesi, beraberinde sıfatlar konusunun da tartışılmasına neden oldu. Meselâ Vâsıl b. Atâ, “kadîm ve ezelî iki varlığın olamayacağı” düşüncesine binâen Allah’a sıfat izâfe etmenin yanlış olacağını ileri sürdü. Ona göre “kâdim bir sıfatın varlığını kabul eden, iki ilâhın da varlığını kabul etmiştir”.5 Buna mukâbil toplumun ana kitlesi (sevâd-ı a‘zam, ehl-i sünnet) ve 1 2 3 4 5 bkz. Bağdad