Türkcə Mətn
fiillerin iyi ve helâl, hangilerinin ise kötü ve haram olduğu ya da bunları işlemekten dolayı nasıl bir sorumluluğun doğacağı gibi hususlar ancak ilahî beyânın insanlara ulaştırılmasından sonra ortaya çıkacağı için, bunun öncesinde peygamber gönderilip gönderilmemesi aklî açıdan eşit bir konumda bulunur. Bir tarafın diğerine ağır gelmesini icap ettirecek herhangi bir gereklilik ya da mahzur söz konusu olmaz.18 Diğer taraftan şer‘î bilgi (vahiy) gelmeden önce de aklın, eşyanın güzellik ve çirkinliği, nimet verene şükretmenin zorunluluğu vb. hususları kendiliğinden anlayabileceği fikrini benimseyenler, nübüvvetin aklen vâcip olduğu hükmünü vermektedir.19 Ebü’l-Muîn en-Nesefî konunun sonunda: “