Türkçe Metin
Kemâlüddîn el-Beyâzî (ö. 1098/1687), Osmanlı kelâm geleneğinin geç dönem temsilcilerinden biri olarak Eş'arî-Mâtürîdî ilişkisini özgün ve metodolojik açıdan titiz bir yaklaşımla ele almaktadır. Ulrich Rudolph, onu döneminin genel uzlaştırmacı tutumunun dışına çıkan ender isimlerden biri olarak değerlendirmektedir.
**Metodoloji — Uzlaştırmacı kliş'eye karşı kaynak merkezli yaklaşım:** Geç dönem İslâm düşüncesinde Eş'arî ile Mâtürîdî arasındaki görüş ayrılıklarının yalnızca "lafzî" (söylemsel) olduğu ve içerik bakımından iki okul arasında fark bulunmadığı anlayışı hâkim durumdaydı. Beyâzîzâde, özgün kaynaklara doğrudan başvurarak bu yaygın kabulü reddetti ve iki okul arasındaki farklılıkların gerçekte "mânâvî" (içerik düzeyinde) olduğunu ortaya koydu. Bu yaklaşım, dönemin standart akademik tutumundan bilinçli bir kopuşu temsil etmektedir.
**Bulgular — 50 Mesele:** Beyâzîzâde, *İşârâtü'l-merâm*'da iki okul arasındaki elli ayrı meselede somut farklılık belgelemeliydi. Rudolph bu tespiti "özenli belgeleme" olarak nitelendirmekte ve Beyâzîzâde'nin salt leksik ya da biçimsel değil, teolojik bakımdan gerçek ayrışma noktaları tespit ettiğini vurgulamaktadır.
**Uzlaştırıcı sonuç — Sünni birliği önceliği:** Buna karşın Beyâzîzâde, bu elli meselenin yalnızca "teferruat" olduğunu eklemiş ve iki okul arasında tabiîlik (tabdîʿ) yönünde hiçbir eleştiriye kapı açılmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Rudolph'un yorumuna göre Beyâzîzâde, Sünni toplumsal düzenini bireysel farklılıkların ön plana çıkarılmasından üstün tutmakta; bu tutum ise onun metodolojik talepkarliğiyle paradoksal bir denge oluşturmaktadır.
Beyâzîzâde'nin bu eseri, Mâtürîdî kelâmının tarihyazımsal açıdan nasıl konumlandırıldığını anlamak için birincil Osmanlı dönem kaynağı olma özelliğini korumaktadır.
İngilizce Metin
Kamāl al-Dīn al-Bayāḍī (d. 1098/1687) is one of the outstanding late Ottoman representatives of the Māturīdite tradition, and one of the few scholars who deliberately stood apart from the prevailing tendency toward Ashʿarite-Māturīdite harmonization. Ulrich Rudolph describes his approach as a conscious attempt to construct a new image of the school based on the original sources.
**Methodology — Against the harmonizing clichés:** By the late Ottoman period, the standard academic position held that the differences between al-Ashʿarī and al-Māturīdī were merely *lafẓī* (linguistic) — a convention that al-Bayāḍī set aside. After examining the primary sources, he judged that the "recurring statement that the contradictions between al-Ashʿarī and al-Māturīdī are merely linguistic (*lafẓī*) is a complete delusion (*wahm*), and wishful thinking on the part of such commentators. In reality the disagreement is based on matters of content (*maʿnawī*)." This position represents a sharp methodological departure from his contemporaries.
**Findings — Fifty problems:** In his *Ishārāt al-marām*, al-Bayāḍī painstakingly documented fifty specific issues across a wide range of themes and types on which the two schools genuinely diverge — not in form but in substance.
**Reconciling conclusion — Sunni civil order:** Despite this finding, al-Bayāḍī maintained that these fifty problems still only constitute minutiae, and concluded with a maxim of decided import: both theological schools must mutually respect one another and have no right to dismiss or defame the other as heretical (*tabdīʿ*). Rudolph reads this as privileging Sunni communal solidarity over doctrinal particularism — creating a paradox with his methodological rigor.
The *Ishārāt al-marām* remains the primary Ottoman-era source for mapping the precise relationship between Ashʿarite and Māturīdite theology.